Siyasi Kültürümüzde Partizanlık

Print Friendly, PDF & Email

Siyasi Kültürümüzde Partizanlık, başlıklı makalenin daha iyi anlaşılması için öncelikli olarak tanımları vermenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Başlarsak,

Tanımlar

(Siyasi) Kültür

Kültür, özetle insanların yapıp ettiği her şey olarak tanımlanabilir.

Uludağ Üniversitesinde eğitim görürken hocamız Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün kültürü, yapıp edilen her şey olarak tanımlamıştı. Gerçekten de bir toplumun / topluluğun yapıp ettiği ve genlerine işleyen şeyler onun kültürünü belli ediyor.

Türk Dil Kurumu da yazımızın içeriğiyle ilgili olan “Kültürü” aşağıdaki şekillerde tanımlıyor:

1- Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin

2- Bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü

3- Muhakeme, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi

4- Bireyin kazandığı bilgi

O zaman tanımların hepsini harmanlayarak şu sonuca varıyorum: Bir toplumun veya bir bireyin kazandığı bilgiyi bir yaşayış şekline çevirmesi ve bunun o tarihsel süreç içerisindeki baskın durumu kültür olarak tanımlanıyor.

Siyasi, politik açıdan kültürü ise, kişilerin oy kullanma tercihleri, siyasi parti üyelikleri, politikacıların tavırları, partilerin politikaları, bireylerin ve partilerin ideolojik tutumları, siyasi okur-yazarlık vb. gibi tutum ve prensipler oluşturuyor. Bu prensiplerin toplamı da siyasi kültürümüzü ortaya çıkartıyor.

Partizan – Partizanlık

Partizan (partiyle özdeşleşenler), faal üyeler gibi yürütücü konumda olmayan ama yandaştan daha aktif, her durumda partili olma özelliğini hisseden ve hissettiren kategoridir.

Partizanlık, partizan gibi davranmadır. Partizan ise partici olarak tanımlanabilir; ancak bu kısa tanımlamalar söylemek istediklerimi ne yazık ki ifade edemiyor. O yüzden biraz daha derinleşeceğim.

Google sözlük ise partizanı şu şekilde tanımlıyor: elinde bulunan olanakları yalnızca kendi partisinin yandaşları için kullanan, parti çıkarlarını öne alan (kimse), partici.

Yukarıda Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün’den bahsettim, ondan bahsetmişken Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay’dan bahsetmemek doğru olmaz. Sarıbay’a göre partizan (partiyle özdeşleşenler), faal üyeler gibi yürütücü konumda olmayan ama yandaştan daha aktif, her durumda partili olma özelliğini hisseden ve hissettiren kategoriyi ifade eder (Ali Yaşar Sarıbay, Türkiye’de Demokrasi ve Politik Partiler, Alfa Yayınları, 2001, s. 22).

Partizanların yukarıdaki tanım çerçevesinde, futbol takımı tutar gibi parti tuttukları, her durumda partili olma özelliğini sürdüren kişiler oldukları noktasında partinin varlığı devam ettiği müddetçe, bazen parti varlığını yitirse bile o partili oldukları, partici olarak yaşamalarını sürdürdükleri ileri sürülebilir.

Ülkemizdeki Durum

Ülkemizin siyasi kültürünün durumu vazgeçilmez soru olan “hangi partiyi tutuyorsun” şeklinde somutlaşmış vaziyettedir. Türkiyedeki bireylerin büyük bir bölümünün değişen tüm durumlara karşı partilerini değiştirmeme refleksini taşıdığını söylemek yanlış olmaz. Bu kişilerin partilerin kemikleşmiş oyu olduğu da ifade edilebilir. Bu durumun nedeni bence partizanlıktır. Ben partizanlığın ülkemizdeki hakim siyasi tavır olduğunu iddia ediyor, hatta partizanlığın birçok noktada babadan oğula geçen bir yapıya büründüğünü iddia ediyorum.

Parti tutma davranışının, partizanlık mertebesine eriştiği ülkemizde, siyasi parti oy geçişmeleri de bu sebeple düşük seviyelerde kalmaktadır. İktidarın, ana muhalefete oy kaptırması veya tersi bir yönelim neredeyse imkansıza yakındır. Bunun nedeni, bir partizanın diğer partizan ile görüş çatışması içinde siyasi alanda varlığını sürdürmesidir. Haliyle partizanlık belli bir noktadan sonra partisinin yanlışlarını görmeme, partisinin yanlışlarını her koşulda doğru görme ve savunma yanlışını beraberinde getirir.

Partizanların, kararsızlar arasında yer almadığı en kuvvetli şekilde iddia edilebilecek türdendir.

Sonuç

Demokrasi, farklı görüşlerin bir arada yer aldığı ve kişilerin görüşlerini değiştirmede sorun yaşamadığı bir sistem olarak ifade edilebilir. Bu noktada partizanlar siyasi partiler arasındaki geçişmeyi sonlandıran elemanlar oldukları için demokrasi içindeki bu görüş değiştirme özgürlüğünü kullanmayan kişiler olarak da yaşamlarını sürdürürler. Dolayısıyla görüşleri net olsa da demokrasiye katkıları aynı ölçüde net değildir.

Partizanlığın tehlikesi yanlışın sürdürülebilir konuma ulaşmasıdır. Partizanlar yanlışı iktidar yaptıklarında yanlışı istikrar uğruna ülkenin merkezine koyarlar. Bu da diktatöryal bir yapının ülkeye hakim kılınmasına ve demokrasisin tasfiyesine yol açabilir.

Siyasi kültürümüzün bu çerçevede, demokrasiyi hangi partiyle olursa olsun rafa kaldırma tehlikesini barındırdığı, partizanlığın siyasi kültürümüzün virüsü olduğunu iddia ediyorum.

Her seçmenin doğruyu araştırarak, taparcasına sandığa gitmediği günler dileğiyle.

Gökhan Dağ (gokhandag.com)

iletisim@gokhandag.com

Bir Yorum

Bir Cevap Yazın