Bir Baskı Grubu Örneği: Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD)

Print Friendly, PDF & Email

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) içerisinde faaliyette bulunduğum dönemlerde dernek içerisinde, derneğin bir STK (sivil toplum kuruluşu) mı yoksa STÖ (sivil toplum örgütü) mü olduğu konusunda tartışmalar hakimdi. Bazı arkadaşlar “biz bir kuruluş değiliz örgütlü bir yapıyız” derken bazıları da “kanunun belirttiği şekilde kuruluş” olduklarını iddia ediyorlardı. Bu bahsi geçen tartışma, şu an için, Atatürkçü Düşünce Derneği özelinde konuşulsa da birçok yapı için de geçerli olduğu söylenebilir.

Özünde bakılırsa ve yapısı itibariyle Atatürkçü Düşünce Derneği bir baskı grubudur ve bir sivil toplum kuruluşu veya sivil toplum örgütü olmasından çok daha öte bir konumdadır. Dernek içerisinde yukarıdaki tartışmanın anlamsızlığını ve derneğin bir baskı grubu olduğunu dile getirdiğimde, “biz kimseye baskı yapmıyoruz, burası özgürlükçü bir örgüt” şeklindeki karşı çıkışlar eğitim eksikliği olarak nitelendirilebilirse de, derneğin baskı grubundan farklı bir noktaya götürülmek istendiğine de rastladığımı belirtmek durumundayım. Tabii o dönem Ergenekon, Balyoz gibi hukuk skandalı olan  davaların da bu durumda etkisinin olduğunu ifade etmek yerinde olur; ama bu davalar sonuçlandıktan sonra da derneğin gücünü tam gösteremediğini belirtmem doğruyu gizlemediğim manasına gelir.

Baskı Grupları Hakkında

Baskı gruplarının detaylıca incelenmesi, çok uzun bir yazı olacağından kısa bilgiler vermek yerinde olacaktır. Atatürkçü Düşünce Derneği Onur Kurucuları arasında yer alan Münci Kapani baskı gruplarını, ortak menfaatler etrafında birleşen ve bunları gerçekleştirmek için siyasal otoriteler üzerinde etki yapmaya çalışan örgütlenmiş gruplar olarak tanımlar (Münci Kapani, Politika Bilimine Giriş, Bilgi Yayınevi, 16. Basım, s.193).

Atatürkçü Düşünce Derneği’nde önemli görevler üstlenmiş ve hain bir suikast sonrası hayata veda etmiş Ahmet Taner Kışlalı’da baskı gruplarını, siyasal partilerin tersine iktidarı doğrudan ele geçirmek amacını taşımayan, siyasal iktidarı dışarıdan etkileyerek, kendi çıkarları ya da görüşleri doğrultusunda kararlar alınmasını ve uygulamalar yapılmasını sağlayan gruplar olarak görür (Ahmet Taner Kışlalı, Siyaset Bilimi, İmge Kitabevi, 12. Baskı, s. 295).

Bu tanım(lar)dan anlaşılacağı üzere; sendikalar, konfederasyonlar / federasyonlar, meslek odaları, holdingler, dernekler, vakıflar, kulüpler, platformlar, birlikler vb. birer baskı grubu olarak nitelendirilir (Hatta bazı hallerde ordunun -resmi silahlı kuvvetler- da baskı grubu olduğu iddia edilse de ben bu tartışmanın dışında kalmanın daha doğru olacağını düşünüyor sadece yukarıda verdiğim iki kaynağın bu konuda merak edenlerce okunmasını öneriyorum).

Baskı Grubunun Gücünü Belirleyen Bazı Önemli Etkenler

1- Amacın Gücü

Baskı grubunu bir araya getiren amaç, o baskı grubunun gücünü belirleyen en önemli etkendir. Örneğin, Atatükçü Düşünce Derneği, Fenerbahçeliler Derneği, Şehit ve Gaziler Derneği gibi dernekler toplanma amaçları bakımından etkileyici konumda iken bir köye ait hemşehrilerin kurduğu bir dernek daha az etkili konumdadır.

2- Üye Sayısı / Üyelerin Niteliği:

 Bir baskı grubunun üye sayısı ve/veya üyelerinin niteliği de onun gücünü belirleyen etkenlerdendir. Üye sayısı bakımından fazla olan baskı grupları siyasi otoritenin kararlarını etkiler niteliktedir. Örneğin sendika konfederasyonları, Türkiye Futbol Federasyonu. Üyelerin niteliği de sayısı kadar önemlidir. Sayıca az olan ancak toplum nezdinde önemli kişilerin oluşturduğu baskı grupları da siyasal iktidar karşısında güçlüdür. Örneğin, Türk Parlamenterler Birliği, Türkiye Barolar Birliği.

Bunun yanında bazı baskı grupları salt üyelerini harekete geçirmezler. Bazı baskı grupları üyesi olmayan bireyleri de harekete geçirme noktasında güçlü sayılabilirler. Örneğin, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Türkiye Gaziler ve Şehit Aileleri Vakfı.

3- Lider

Bir baskı grubunun lideri de gücünü belirleyen etkenler arasındadır. Güçlü bir liderin bulunduğu baskı grubu siyasi otorite üzerinde etkiliyken, güçlü olmayan bir yöneticinin bulunduğu baskı grubu siyasi otorite üzerinde etkili değildir. Bu sebeple sanayi derneklerinin, spor branşı federasyonlarının yöneticilerin güçlü kişiler olmasına özen gösterilir.

4- Mali Durum

Mali açıdan kuvvetli baskı grupları da varlıklarını uzun süre devam ettirme ve siyasal otoriteyi etkileme açısından güçlüdürler. Mali durumu iyi olan baskı grupları yapacakları etkinliklerde ses getirici olabilirler. Medyayı kullanabildikleri gibi mali güçleri sayesinde nüfuzlu kişileri de gruba destek olmaya davet edebilirler.

5- Örgütlenme

Örgüt bilinci yerleşmiş ve yaygın bir teşkilat yapısı olan baskı grupları diğerlerine oranla daha güçlüdürler. Bu tarz baskı grupları yerel örgütlenmeleri sayesinde yerelde de güçlüdürler. Örneğin, şubeleşmiş olan Atatürkçü Düşünce Derneği genel merkezi yanında yerel örgütlenmesiyle de örgütlenmiş baskı grupları arasında sayılabilir.

6- Toplumsal Bilinç

Toplumun baskı gruplarına karşı duyduğu sempati/destek vs. baskı gruplarının siyasi otorite karşısında güçlü olmasını sağlayan etkenlerden birisidir.

7- Siyasi İktidarın Gücü/Meşruluğu

Bir ülkedeki siyasi iktidarın gücü / meşruluğu, güçsüzlük ölçüsünde değilse baskı gruplarının etkinliği azalırken, siyasal iktidar güçsüz ise baskı gruplarının etkinliği artar. Dolayısıyla siyasal iktidarın gücü / meşruluğu ile baskı grubunun siyasal otoriteyi etkilemesi ters orantılıdır denilebilir.

Baskı Grupları ve Siyasal Partiler

Baskı gruplarının, siyasal partiler gibi iktidarı ele geçirme niyetinde olmadıklarını ve sadece siyasal otoriteyi etki altına alarak istediklerini yaptırma niyeti taşıdıklarını anlamış bulunuyoruz. Peki, baskı gruplarının siyasal partilerle ilişkileri nasıldır?

Baskı gruplarının üyeleri, hatta yöneticileri siyasal partilerin de üyesi/yöneticisi olabilirler. Bazen bu geçişken yapı bu kadar net değildir. Net olmadığı durumlarda da netleştirme hamleleri yapılır. Bu hamleler partilerin baskı gruplarına yolladıkları gizli üyeleri sayesinde gerçekleştirilir. Bu gizli üyeler, baskı grubu üyelerini siyasi partilerine yönlendirmeye çalışan partizanlardır (Partizan kavramını daha detaylı irdelemek için yazım Siyasi Kültürümüzde Partizanlık okunabilir). Bir diğer durumda da siyasi partiler bu baskı gruplarının oluşumuna destek vererek siyasal iktidarı etkileyecek kendisine yakın yapılar oluşturmaya çalışır. Bu durumda da baskı gruplarına bir siyasi partinin arka bahçesi yakıştırması yapılır. Tabiidir ki baskı grupları da bir müddet sonra partileşme hamleleri göstererek farklı bir yapıya evrilebilirler. Bu noktada siyasi partilerin dolduramadığı bazı boşluklar kapanabilir.

Baskı Gruplarının Siyasi İktidarı Etkileme Yolları

Baskı gruplarının siyasi iktidarı etkileme yöntemleri doğrudan veya dolaylı yöntemler olarak ikiye ayrılır (Bu bölüm Munci Kapani’nin adı geçen eserinden yararlanılarak yazılmıştır).

1- Doğrudan Etkileme Yöntemleri

Bunlar baskı gruplarının siyasi otorite ile doğrudan ilişkiye girmesi sebebiyle ortaya çıkan yöntemlerdir. Siyasi partiye rapor sunma, öneride bulunma, siyasi partiye grup üyelerinden oluşan veya üyesi olmasa bile grubun belirlediği bilirkişileri içeren heyetler gönderme, siyasi otorite üyelerine hediyeler verme ve bunların masraflarını karşılama, siyasi otoriteyi direkt tehdit etme veya rüşvet verme gibi yöntemler doğrudan etkileme yöntemleri arasında sayılabilir.

2- Dolaylı Etkileme Yöntemleri

Baskı grupları siyasal iktidarı yukarıdaki şekilde doğrudan etkilemeye çalıştığı gibi dolaylı yollarla da etkilemeye çalışabilir. Bu yöntemlerde kamuoyu etkilenmeye çalışılır. Baskı gruplarının düzenlediği eylemler, mitingler doğrudan kamuoyuna yönelik olup dolaylı olarak siyasi otorite etkilenmek istenmektedir. Bunun yanında baskı grupları yaptıkları basın açıklamalarıyla, medyayı kullanarak da siyasi otoriteyi etkileme yöntemini kullanırlar. Sendikaların yaptıkları grevler, derneklerin mitingleri bu etkileme yöntemleri arasında kendisine yer bulur.

Atatürkçü Düşünce Derneği Hakkında

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), gerek Mustafa Kemal Atatürk’ün görüşlerini yaşatma çabası bakımından olsun gerekse de yaptığı diğer faaliyetler bakımından ülkemizin güzide kuruluşlarından birisidir. Dernekler Kanununa göre ADD, kamu yararına çalışan dernekler arasında yer almaktadır. Derneğin kurucuları, derneğe hizmet etmiş kişilerin büyük bir bölümü ülkenin önde gelen bilim insanlarıdır ve bu insanların bazıları aşağılık suikastlere kurban gitmişlerdir.

Dernek, ülke genelinde ve yurtdışında kurduğu şubelerle, temsilciliklerle, üye sayısı ve üyelerinin nitelikleriyle, dernek başkanlarıyla, derneğe üye olmayan bireyleri etkileme kapasitesiyle ve en önemlisi edindiği amaç ile ülkemizin en güçlü baskı gruplarından birisidir.

Bu güzide dernek, pek tabii ki siyasi partilerin odağında da yer alması bakımından önemlidir. Her dernekte partizanlar görev yapar, bu beklenen bir durumdur; ancak ADD içerisinde bu sayının oldukça fazla olduğu söylenebilir. Bunun yanında derneğin siyasi partilerle ve diğer baskı gruplarıyla da ilişki içerisinde olduğu savunduğu değerlerin paralelinde söylenebilmektedir. Hatta bu durum derneği, “bazı partilerin arka bahçesi” suçlamasıyla karşı karşıya bırakmıştır.

Derneğin oldukça genç bir üye profiline sahip olması, Atatürk gibi bir liderin düşüncelerinin izinden gidiyor olması da oldukça önem arz eder.

Bu güçlü yanlarının yanı sıra, derneğin, eğitim faaliyetlerine yönelik gereken ivmeyi yakalayamamış olması, şubelerin gereğinden fazla özerkliği, gençlerin dernek içerisinde an itibariyle istenilen yetkinliğe ulaşamaması ve yöneticilerin gençlerin önünü açma yolundaki isteksizlikleri olumsuz yönler olarak karşımıza çıkar. Bununla birlikte derneğin mali kaynakların sınırlı bir halde oluşu da yukarıda anlattığımız olumlu özelliklerin karşısında yer almaktadır.

Atatürkçü Düşünce Derneği, bir baskı grubu olarak siyasal otoriteyi etkileme yöntemlerinden genelde dolaylı yöntemleri kullanır. Bu yöntemler arasında mitingler, basın açıklamaları ağırlıktadır. Mevcut iktidar ile doğrudan ilişki kurma noktasında ise iktidarın tutumu ve derneğin iktidara bakışı sebebiyle pek olumlu gelişmelerin yaşandığı söylenemez.

Sonuç

Yukarıda baskı gruplarını irdelediğimiz yazımızda Atatürkçü Düşünce Derneği özelinde olayı somutlaştırmaya çalıştık. Bu çabamız esnasında da bu güzide derneğin taşıdığı nitelikler bakımından siyasi otoriteyi etkileyebilecek önemli bir güç olduğunu ortaya koyduk. Derneğin mevcut üyelerinin bu gerçeğin farkında olduğunu umuyorum. Benim Genel Merkez Gençlik Kollarında görev aldığım Kuzey Marmara Bölge Sorumluluğu dönemimde Ergenekon, Balyoz gibi davaların etkisiyle bu gücü kullanamadıklarına üzülerek şahit olmuştum. Hatta o dönemlerde gençliğe olan bakış açısı nedeniyle dernekteki görevimizden toplu olarak istifa etmiştik.

Her şeye rağmen ve özetlemek gerekirse Atatürkçü Düşünce Derneği, STK mıyız, STÖ müyüz sığ tartışmasını bir kenara bırakarak baskı grubu olduğunun bilinciyle gücünün farkına varmalı ve Kurucularının belirttiği gibi kuruluş nedenine  (“Atatürk devrim ve ilkelerinin, toplumsal sorunlarımızın çözümlenmesinde ışık tutucu niteliğe ve yaratıcı güce sahip olduğuna inananlar, “Atatürkçü Düşünce Derneği”ni kurarak, O’nun devrim ve ilkelerinin gelecekte de egemen olmasına katkıda bulunma ve onlara bekçilik yapma zorunluluğunu duymuşlardır”) bağlı kalarak siyasi otoriteyi Atatürkçü Düşünce ve 6 ok yönünde yönlendirmekten vazgeçmemelidir.

Gökhan DAĞ (gokhandag.com)

iletisim@gokhandag.com

5/5 - (4 votes)

Bir Cevap Yazın