Demokrasi ve Cumhuriyet Tartışmasında Türkiye

Print Friendly, PDF & Email

Demokrasi ve Cumhuriyet Üzerine

Demokrasi ve Cumhuriyet sürekli birlikte kullanılan, çoğu zaman birbirlerinin yerine geçen, üzerinde kolay kolay bir fikir birliği sağlanamayan kavramlar olarak karşımıza çıkıyor. Haliyle bu durum, bu kavramlar üzerinde ciddi bir karmaşayı da beraberinde getiriyor.

En basit şekliyle bu iki kavramı birbirinden ayırmak için Cumhuriyet’in bir iktidar sahipliği meselesi, Demokrasi’nin ise iktidar dahil diğer tüm hakların sahipliği meselesi olduğu ifade edilebilir. Somutlaştırmak gerekirse Cumhuriyet, iktidarın belirli bir soya dayandırılmaması, seçimle ve/veya benzer başka bir yöntemle iktidarın belirli bir soyun uzantısı olmaması demektir. Özcesi cumhuriyet, yönetenlerin farklı soydan olabilme olasılığını barındırabilen bir iktidar sahipliğini ifade eder. İktidarı halkın tekeline bırakır.

Demokrasi ise, hak kelimesi ile bağdaşır. Bir Cumhuriyette veya cumhuriyet karşıtı bir devlet şeklinde halkın elde ettiği haklar demokrasinin varlığına işaret eder. Örneğin ve en temelinde yönetme ve yönetime katılma hakkı ile birlikte seçme ve seçilme hakkı, toplantı ve gösteri hakkı, siyasi partilere üye olma hakkı, sendikal haklar, itiraz hakkı, inanç özgürlüğü vb. demokrasinin varlığına işaret eder. Temel hak ve özgürlüklerin genişliği, bireylerin özgürlük alanlarının sınırları demokrasinin sınırlarını da belirler. Bir başka yönüyle de demokrasi halkın, kendi kendisini yönetebilmesine seçimler yoluyla olanak tanır. Bu başka yönde demokrasinin, Cumhuriyet ile buluşmasına yol açar; çünkü halkın kendi kendisini yönetmesi, bir soyun iktidarı ele geçirmesini engelleyici bir ön şarttır ve iktidarın halkın tekeline girmesine olanak tanıyıcıdır.

Türkiye Cumhuriyeti ve Demokrasisi

Türkiye Cumhuriyeti, yürürlükte olan 1982 anayasasının birinci maddesinde devlet şeklini “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” ifadesiyle Cumhuriyet olarak belirtmiştir. Bu durum, Cumhuriyetin ilanı sonrası 1924 anayasasından itibaren, Cumhuriyetin tersi olarak tanımlanabilecek Monarşi’nin Osmanlı Devleti ile son bulduğunun en açık göstergesi olarak yorumlanabilir. Monarşi bu ifadelerden anlaşılacağı üzere egemenliğin belirli bir soya ait olmasıdır ve halk tekelinde değil bir kişinin tekeline iktidarın tahsisidir. Türkiyemiz, devlet başkanlığını belirli bir soya dayandırmamakta ve anayasasında da belirttiği üzere halkın tekelinde olan bir Cumhuriyet ile yönetilmektedir.

Türkiye Cumhuriyetinde, demokrasi, kurucu iktidarın yoğun çabaları sayesinde hızlı bir gelişim evresi yaşamasına rağmen son yıllarda aldığı tahribatla gündeme oturmaktadır. 2018 yılı demokrasi endeksinde Türkiye, bir önceki yıla göre 10 basamak gerileyerek 167 ülke arasından kendisine 110. sırada yer bulabilmiştir. Seçim süreçleri, çoğulculuk, sivil özgürlükler, hükümetlerin işleyişleri, siyasi katılım ve siyasi kültür gibi konulardaki durumlara göre ülkelerin puanlandırıldığı raporda Avrupa’nın dünya genelindeki ortalamasını düşüren ülkeler arasında Türkiye de gösterilmiştir. Türkiye, ileri demokrasi söylemlerinin revaçta olduğu bir dönemde, ilgili endekste Filistin, Nijerya gibi ülkelerin bile gerisinde kalmıştır.1

Demokrasi her ne kadar kendi içerisinde belli başlı noktalarda paradokslar barındırsa da2 halkın hakkını kullanabilmesinin ön koşuludur. Bu ön koşul “ülkemizde” halk için, onun seçtiği temsilciler tarafından kullanılır. Bu kullanım ise bazen demokratik sınırlar içinde kalınarak demokrasiyi sekteye uğratma sorununu doğurabilir. Bunun en yakın örneği yakın zamanda yapılmış olan 31 Mart 2019 Yerel Seçim süreci sonrasında yaşanmıştır.

Sonuç Yerine: Yerel Seçim Sürecinde Demokrasi

Yukarıda da belirttiğimiz üzere Türkiyemiz, iktidarın halkın tekelinde olması dolayısıyla bir Cumhuriyettir ve kuruluşundan bugüne halkın elde ettiği kazanımlardan ötürü bir Demokrasi ile yönetilmektedir. Bu haliyle Cumhuriyet, Demokrasiyi; Demokrasi de Cumhuriyeti besler.

Demokrasi, kendi içerisinde bir takım paradokslar içermektedir. Bunlardan birinin de demokratik usuller ile demokrasinin sekteye uğratılması olarak belirtilebilir. Bu paradoks 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde kendisini iyiden iyiye hissettirmiştir.

İstanbul seçimlerine ilişkin sonuçta tarafımıza sunulan bu paradoksun, yapılan demokratik seçime ilişkin sonucun, demokratik hak olan itiraz sürecine sürekli konu edilerek demokratik seçimin sonuçlandırılamaması olarak somutlaştığı görülmektedir. Haliyle demokratik bir hak olan seçme özgürlüğü, yine demokratik hak olan itiraz süreciyle kısıtlanmaktadır.

Yukarıdaki paragraf, halkın bir diğer tarafında ise şu şekilde dillendirilmektedir. Demokratik seçimler, demokratik olmayan hilelerle sekteye uğratılmış, demokratik itiraz süreciyle sonuç alınma gayreti demokrasiyi yeniden tahsis etmek üzere devreye girmiştir.

Sonuç olarak, Cumhuriyet ve Demokrasi birbiriyle sürekli karıştırılan, zaman zaman birbirlerinin yerine geçen kavramlar olarak karşımızdadır. Demokrasimizin gelişmemişliği, Demokrasi Endeksinde belirtildiği üzere açıktır ve bu açıklık son yaşanan yerel seçim sürecinde de yaşanılan sözde demokrasi mücadelesinde kendisini göstermiştir.3

 

Gökhan DAĞ (gokhandag.com)

iletisim@gokhandag.com

Dipnotlar

  1. https://tr.euronews.com/2019/01/09/2018-demokrasi-endeki-turkiye-10-basamak-geriledi-110-ulke-oldu-avrupa-demokrasi, Erişim Tarihi: 21.04.2019
  2. Bu konuda detaylı bir açıklama için Chantal Mouffe tarafından yazılmış Demokratik Paradoks ve Ali Yaşar Sarıbay tarafından kaleme alınmış Demokrasinin Sosyolojisi adlı eserler irdelenebilir.
  3. Bu içerikte Kemal Gözler’in, Cumhuriyet ve Monarşi adlı makalesi (http://www.anayasa.gen.tr/cumhuriyet.htm) ile Hukuk Açısından Monarşi ve Cumhuriyet Kavramlarının Tanımı Sorunu (http://www.anayasa.gen.tr/monarsi.htm) adlı makaleden yararlanılmıştır. Bunun yanında Ahmet İnsel tarafından yazılmış, Cumhuriyet ve Demokrasi (http://www.birikimdergisi.com/birikim-yazi/6365/cumhuriyet-ve-demokrasi) adlı eserinde okunması tavsiye edilmektedir.

Bir Cevap Yazın